ASTROLOJİNİN EZOTERİK KÖKENLERİ

ASTROLOJİNİN EZOTERİK VE SAYISAL KÖKENLERİ

Astrolojinin temelleri gökyüzünde yer alan gezegenlerin fiziksel hareketlerinin  veya bize yolladıkları ışınların etkilerinden ziyade sayıların ezoterik doğasının incelenmesi ile atılmıştır. Astrologlar, çemberden, daireden veya ekliptik düzleminden bahsederken aslında sayılardan bahsetmektedirler. Jüpiter veya Mars transitinden bahsederken aslında gezegenlerin hacmiyle alakalı bir olgudan değil , daha süptil ve özünde sayıların ilişkisini barındıran bir varoluş boyutundan söz etmektedirler.

Bu nedenle astrolojiyi tam anlamıyla algılamaya başlamak, sayıların metafizik bağlamda doğasını incelemekle başlamalıdır. İnsanın doğasını ve bu evrendeki yerini sorgulamak, evrenin nasıl işlediğini sorgulamak ile paralel olarak ilerler. Hermetik doktrinin özünü  ifade eden “ yukarıda nasılsa, aşağıda da öyledir” sözü kozmosun işleyişine,  insanın doğasına ve zihnine ışık tutabilecek ortak bir çıkış noktası ortaya koyar. Erken dönem astrologları bu çerçevede, Pisagoryan matematik kuramlarını ve felsefesini temel alan sayıların ezoterik anlamlarını içeren teknikler kullanmışlardır. Bu çerçevede  Astrolojik nedensellik ise tamamen sayıların metafizik doğası ve oluşturduğu kombinasyonlara karşılık gelen anlamları ile oluşmuştur.

İLK PRENSİP-MONAD- YARATICI LOGOS

Çağlar boyu, filozoflar, mistikler ve din adamları tarafından kabul edildiği gibi, evren yaratılış temelini İLK PRENSİP ten veya MONAD ‘dan alır. Bir çok kültürde farklı isimler alan bu yaratıcı prensip, bir çok tanımının yanı sıra, yaratılış eylemini ortaya koyan bir bilinç kıvılcımıdır. Yaratan “OL” dedi  ve her şey  var oldu kavramını yansıtır. Tüm yaşamı ve varlıkları oluşturan , hava su, toprak, ateş eterik  enerjiler , zihin , zeka ve kişiliğimiz bu prensipten türemiştir. İlk yaratılış anında tüm evreni ve yaşam formlarını barındıran bir potansiyel açığa çıkmıştır.

Daha sonra MONAD  ya da yaratıcı logos/zihin kendi sınırsız , sonsuz ve hep veren niteliklerini deneyimlemeyi istemiştir. Her şeyi içinde barındıran bu hiçlik hali, 3 var oluş kalıbına dönüşerek birbirinden ayrılmıştır. Yaratıcı, makro evren ve mikro evren . Monad içinde yer alan ve Monad’ın niteliklerini taşıyan bu üç kalıp aslında birbirinden ayrılamaz BİR dir. Makro ve mikro evren aynı kanunlara ve evrensel yasalara göre işler. Bu nedenle ne zaman bir natal haritayı yani mikro evreni incelersek, insanın varoluşuna ve içinde yer aldığı makro evrene dair bir fikir elde ederiz. Ne zaman makro evreni, örneğin Dünya işlerini incelersek, yaratıcı prensip ile ilgili bilgi elde ederiz. İnsan nasıl mikro evreni oluşturuyorsa,  bu evrenin merkezinde yaratıcının iradesini ve niyetini taşıyan insan beyni ve kalbi vardır. Dünya makro evrende yer alır, ve Güneş bizim evrenimizin merkezidir, dolayısıyla Güneş bizim natal haritamızın da merkezidir. Kalplerimizi saflaştırmak ve arındırmak için Güneş’i bir araç olarak kullanırız. Sanki haritanın kalbini temsil eder. Bilinç ışığı Güneş’ten yayılır.

MONAD her zaman 1 ile sembolize edilir, çünkü kendiyle çarpıldığında veya bölündüğünde yine 1 sayısını verir. Bu da demektir ki Bir olan, birleşmiş olandan hiçbir zaman ayrılamaz. Diğer tüm sayılar kendileri ile çarpıldığında başka sayıları verirler.

ASTROLOJİ; bu bağlamda bilinç ışığında tüm formların varlığının, yaratıcı zihin ile ne gibi bir ilişkisi olduğunu ve sebep sonuç ilişkisi ile yaşam deneyimlerinin ne yönde oluştuğunu inceler. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi natal astroloji  veya öngörüm astrolojisi yalnızca metafizik kuralların pratik bir uygulamaya dökülmesinden başka bir şey değildir. BİRLİK her varoluş formunun temelini oluşturan yapının anahtarını bize verecek olan sayıdır ve model olan tek sayıdır, hepimiz bu çoklu düzenin içinde uyum içinde yaşayabilmek için BİR’ in anlamını çözmeliyiz. Zaten tüm harmoni sevgi dolu bir bakış açısıyla BİR’ den ortaya çıkan BİRLİĞİN farkına varmaktan geçmektedir. Evrenin kökeninde , egzoterik sanatımız yani astroloji de tabiatıyla bu sayısal nedenselliğe dayanmaktadır. Sayıların birbiri ile kurdukları rasyonel oranlar, ilk 9 sayı ve sıfır arasında meydana gelmiştir. Bu sayılar açık bir biçimde BİRLİK kanununun temelinde yer almaktadır ve yaratıcıdan çıkmıştır, ve yine yaratıcıya dönmek için kullanılacaktır. Tüm yaratılış düzeninin 0 ,1,2,3,4,5,6,7,8,9,10 sayıları arasında gerçekleştiğini bilmek çok ilginçtir. Yaratılış 9 aşamada gerçekleşmiştir, ve 10 sayısı bu aşamalardan sonra tekrar yaratıcı kaynakla birleşmek demektir.

DYAD VE TRIAD

Sayıların her biri yaratılışın aşamaları ile ilgilidir ve yaratılan her şey ilgili sayının doğasını yansıtır. Platon ve diğer filozoflara göre tüm sayılar 1 ve 2 den çıkan işlemlerle meydana gelmiştir.

Örneğin . BİR den sonra gelen sayı 2 çift bir sayıdır 1+1 in toplamından oluşmuştur ve Dyad adını alır. Birlikten ayrılmayı ve farklılaşmayı getirdiği için ayırıcı ve karşı karşıya getirici bir sayı olarak kabul edilir.

3 sayısı veya Triad ; üçlü bir karakter taşımakla kalmaz,  aynı zamanda BİR den sonra gelen ilk tek sayı olduğu için ve 1+2 nin toplamından oluştuğu için, her şeyi tekrar BİR ‘e bağlar.  Tüm yaratılış 1 ve 2 nin türevleridir, örneğin 3 her ikisinin bir araya gelmesinden oluştuğu için Yaratıcının Oğlu olarak kabul edilir. Tüm sayılar tek ve çift sayılara bölünebilirler. 1 den türeyen tek sayıların tümü aktif ve maskülen kabul edilir. Mantık ve rasyonellik içerir. Çift sayılar ise 2 den türemiştir, feminen ve pasif kabul edilir. Arzu ve materyal düzenle alakalıdır. 3 ise 1 ve 2 nin biraya gelmesinden oluştuğu için varoluşun paradigmasını meydana getirir ve tek sayı olduğu için aynı zamanda eylem ve yaratıcı zekayı da içerir. Yaratılış eylemi 1 ve 2 arasında yer alan gerginlikten oluşan hareket ve değişim ile meydana gelmiştir. Monad ile Dyad ‘ın birleşiminden oluşan 3 yaratılışı harekete geçirmiştir, dolayısıyla tüm yaratılanlarda özlerinde 3 ü ya da Triad’ı taşırlar. 3 le birlikte diğer 9 a kadar olan sayılar ortaya çıkar.

1+1=2+1=3+1=4+1=5+1=6 veya 3+2= 5 gibi bu böyle devam eder. Her ortaya çıkan sayı yaratılışın temel özünü içinde taşır ve ancak bir unsurunu belki biraz daha fazla taşıyabilir.

DOĞU felsefelerinde aynı prensip AUM mantrası ile temsil edilmektedir. Bu mantra  yaratılışın üç temel öğesini içinde barındırır. Yaratılışa bir başlangıç, bir orta ve bir son aşama verir. Aynı zamanda astrolojide yer alan elementlerin nitelikleri ile de alakalıdır. Öncü, Sabit ve Değişken nitelikler. Natal haritada yer alan evlerin de Köşe, İkincil, Üçüncül  evler olarak sıralanmasını temsil eder. Doğu kültüründe 3 önemli bir sayıdır.

BATI’da ise bu üçlü prensip biraz daha farklıdır. 4 lü bir süreç içerir, Kabalistik kültürle sıkı sıkıya bağlıdır ve adına “Tetragrammaton”  denilmiştir. Tetragrammaton seslendirilemeyen İbranice’de yer alan Tanrı kelimesini ifade eder. İbranice’de yer alan bu Tanrı kelimesinin yazılışı Latin harfleri ile yazılışı “YHVH” dir. Tam anlamıyla nasıl seslendirebileceğimizi bilemiyoruz çünkü kelime hiç sesli harf içermemektedir. En çok söylenegelen telaffuzu YAHWEH veya YEHOVA dır. İbranice yazılışında harfler tek tek okununca, Yod,He,Vav,He seslerini verir.

AUM sesi gibi, bu kelimede yaratılışın düzenini temsil eder, ancak 4 aşamayı içerir. Tetragrammaton aynen yaratılışın üç aşamasını içinde barındırır ancak bir harfin HE harfinin tekrar edilmesi ile yaratılışı temsil eder. Bu nedenle, 3 ve 4 sayısının arketiplerinin pratik uygulamalarını anlamak önemlidir. Çünkü bu iki sayı birlikte İNSAN’ın ortaya çıkmasına imkan verir. Bu İnsan’ın başı Koç Burcunda , Ayakları Balık burcunda yer alır. Baş ve Ayak arasında tüm ekliptik kuşağının burçları yer almaktadır. İnsan materyal düzenini Dünya’da kuracaktır.

Tetragrammaton’un doğasına gelecek olursak;  YOD; ilk harfi oluşturur. MONAD’ın geldiği gizemli kaynağı simgeler. Kabalistik kültürde her harf bir sayıya karşılık gelir ve çok önemli metafizik anlamlar taşır. YOD harfinin karşılığı 10 sayısıdır, dolayısıyla yaratıcı kaynağa geri dönüşü temsil eder.  Bir şeyin başlangıcı, doğumu, doğuş yeri, onun doğasını ve niteliğini belirler, bu başlangıçtan aşağı yukarı çıkacak sonuçta bellidir. Yaratılış 10 aşamadan oluşmuştur, 10 sayısı diğer yandan 1 ve 0 ile temsil edilir. 1 ve 0 ise bu aşamaların sonucunda tekrar kaynağa dönüleceğini sembolize eder. YHVH kelimesini tamamlamak için 10 aşama gerekmektedir.

HE; Tetragrammaton’un 2. Harfidir. Y den sonra okunurken nefes dışarı verilerek okunur, bu bakımdan ifade ettiği anlam çok önemlidir ve ilginçtir. Y tarafından dışarı verilen bir nefes gibidir. İbranice harfi iki bacağın üzerinde duran ve üzerinde çizgi olan bir şekildir. Sayısal olarak 2 ve 3 ü temsil etmektedir. Yaratıcı tarafından ilk nefes gibi ortaya çıkan tanrısal zihni yansıtan bir harftir. Ayrıca 2 bacak üzerinde durduğu ve tepesinde 1 gibi bir çizgi olduğu için hem ikiyi hem üçü içinde barındırmaktadır, dolayısıyla 2+3= 5 sayısını teşkil etmektedir. Ansiyen felsefelerde 5 sayısı varoluşun temelinde yer alan 5 elementi simgelemektedir. Bu eterik özden diğer 4 element ortaya çıkmıştır. Pasif olan Su ve Toprak , Aktif olan Ateş ve Hava. 5 aynı zamanda insanı da temsil eden sayıdır. Tüm bunların ışığında insanın tanrının nefesinden çıktığını düşünebiliriz.

VAV VE SON HE:  VAV harfi bir köprü veya bağlantı gibi işlev görmektedir. İki HE harfi arasında bir bariyer veya bir bağlaç gibi durduğu düşünülmektedir. Bir anlamda Tanrı’nın OL emri ile bu emirin yerine getirilmesi arasında aracılık etmektedir. 6 sayısına tekabül eder. İki HE arasında yer alan 6 farklı alana işaret eder. Bu farklılıklar BİRLİK in parçalarını oluştururlar. VAV aynı zamanda semadaki gezegenlerin bulunduğu alandır. Son HE harfi ise insanın var olduğu materyal dünyayı temsil eder.

Astrolojinin metafizik kökenleri , hem astrolojinin açılara dayalı öngörüm temellerini  oluşturmuş, hem de Ezoterik astrolojinin 7 Işın adı verilen Ruhun Enkarnasyon Yolunu temsil eden yorumlama yöntemlerine temel olmuştur.

Naz Bayatlı

 

 

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir